Bu sabah işe gitmek için Uygar’la vedalaşırken ağlamaya başladı. Vedalaşabilmesinin zaman alacağını anladım ve neyse ki ona da kendime de bu zamanı sağlayabileceğim kadar vaktim vardı. Her zaman olmayabiliyor.
O esnada bana “Gitme, çalışma, yanımda kal, anneanne işe gitsin” gibi bazı alternatifler üretmeye çalışıyordu. Vedalaşmasını kolaylaştırabileceğini düşündüğüm çözüm önerilerinde bulundum. Bunlardan bazıları şunlardı:
-Avucunun içine bir öpücük bırakmak, ‘Avucundaki Öpücük’ kitabındaki gibi.
-Ben yokken anneannesiyle yapabileceği etkinlikleri saymak.
-Döndüğümde benimle yapabileceği şeyleri ona hatırlatmak.
Yani ona bir gelecek şablonu oluşturmak.
Fakat bunlar onu sakinleştirmedi. Çünkü çok önemli bir şeyi yapmayı unutmuştum, o da aynalama!
Birlikte çalıştığımız danışanlarım bunun ne anlama geldiğini sıklıkla dinlediler elbette ama bilmeyenler için tekrar açıklamak isterim. Aynalama, çocuğun hissettiğini düşündüğümüz duyguyu ona geri söylemek demektir. Bunu yapmak çocuğumuz için çok kıymetli olacaktır çünkü kendini duyulmuş anlaşılmış ve önemsenmiş hissetmesini sağlayacaktır.
Aynalama yapmayı unuttuğumu fark ettiğim anda bunu da ekledim ve dedim ki “Bugün vedalaşmak senin için zor.” Tepkisi o anda sakinleşmek ve bana cevap vermek oldu “Çok zor!”
Dünyanın en güzel mesleğini de yapıyor olsak, çocuklarımızdan ayrılmak, özellikle küçük yaşlardalarken kolay olmayabiliyor. Tam da o yüzden bu dönemde vedalaşmaya zaman ayırmak çok önemli.